Çocuk hastanın 10 yıllık tanı arayışı ultra nadir bir genetik hastalık tanısıyla sonuçlandı
En az 10 yıldır tanı arayışı devam eden bir çocuk hastada, İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nde yapılan ileri genetik incelemeler sayesinde, dünyada daha önce sadece 27 kişide görülmüş olan çok nadir bir hastalık tanımlandı. Bu tanı, yalnızca hastalığın adını koymakla kalmadı, hastanın bundan sonraki takip sürecini de değiştirdi.
Çocuk Nörolojisi kliniğine başvuran hastada, gelişimsel gecikme, konuşma geriliği, otizm spektrum bulguları ve epilepsi gibi bulgular vardı ve bu nedenle uzun süredir takip ediliyordu. Fakat, daha önce yapılan birçok test, hastalığın nedenini açıklayamamıştı.
Hastaya tüm ekzom analizi, array ve metabolik testler gibi çeşitli testler yapılmış, ancak kesin bir sonuca ulaşılamamıştı. Beyin görüntülemesinin normal olması da tanı sürecini daha zor hale getirmişti.
Bu süreçte hasta, İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nde yürütülen RareBoost projesinin tanı ve araştırma faaliyetleri doğrultusunda daha kapsamlı bir genetik incelemeye alındı. Prof. Dr. Pınar Gençpınar ve Prof. Dr. Uğur Özbek liderliğinde yapılan tüm genom dizileme çalışması ile,hastada BCL11A adlı gende, hastalıkla ilişkili bir değişiklik olduğu saptandı. Bu bulgu, hastaya BCL11A ilişkili Dias-Logan sendromu tanısı konmasını sağladı.
Dias-Logan sendromu, entelektüel yetersizlik, konuşma geriliği, otizm spektrum bulguları, epilepsi, mikrosefali ve bazı ayırt edici fiziksel özelliklerle seyredebilen, bugüne kadar literatürde sınırlı sayıda olgu ile bildirilmiş ultra nadir bir genetik hastalıktır.
Bu hastalıkla ilişkilendirilmiş olan BCL11A geni, bir “transkripsiyon faktörü”nü kodlar. Yani bu protein, hücrelerde bazı genlerin ne zaman ve ne kadar çalışacağını düzenler. BCL11A transkripsiyon faktörü de hem beyin gelişimi hem de kan hücrelerinde fetal hemoglobin düzeyinin kontrolü için önemlidir.
Bu hastada BCL11A-ilişkili Dias-Logan sendromu tanısı sonrası kanda fetal hemoglobin seviyesi test edildi. Normalde bebeklik döneminden sonra azalması beklenen fetal hemoglobin (HbF) değerinin, bu hastada normalin üzerinde olması da genetik tanıyı destekledi.

Yüksek HbF bilgisi, hastanın takibini de değiştirdi. Hasta daha önce çoğunlukla nörolojik ve gelişimsel bulgular nedeniyle izlenirken, artık yüksek fetal hemoglobin düzeyi nedeniyle kan hastalıkları açısından da takip ediliyor. Böylece genetik tanı, hastanın sağlık izlemini doğrudan etkileyen bir bilgiye dönüştü.
Bunun yanında bu tanı, aile için de önemli bir soruya yanıt verdi. Yapılan incelemeler, bu genetik değişikliğin anne veya babadan çocuğa geçmediğini, hastada yeni ortaya çıktığını gösterdi. Buna de novo genetik değişiklik denir. Bu bilgi sayesinde aileye, gelecekteki gebeliklerde aynı hastalığın tekrar etme riskinin düşük olduğu söylenebildi.
Bu vaka, nadir hastalıklarda doğru tanıya ulaşmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
Doğru tanı, hastanın hangi uzmanlar tarafından izleneceğini, hangi kontrollerin yapılacağını ve ailenin nasıl bilgilendirileceğini belirler. Bu nedenle genetik tanı, yalnızca hastalığa bir isim vermek değil, hasta ve ailesi için daha net bir yol haritası oluşturmak anlamına gelir.
—
Çalışmada yer alan araştırmacılar:
Safa Mete Dağdaş1 , Ayça Yiğit2 , Mehmet Semiz1 , Mert Pekerbaş2 , Uğur Özbek2 , Pınar Gençpınar3
1 Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İzmir Tıp Fakültesi, İzmir Şehir Hastanesi, Çocuk Nöroloji Kliniği, İzmir
2 İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi, İzmir
3 İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Çocuk Nöroloji Bilim Dalı, İzmir
